Son Dakika
22 Temmuz 2017 Cumartesi

Çocuklarla Anlaşmak Zor Değil!

“Bıktım bu çocuktan!” “Çocuk mu! Allah korusun!”,“Küçük canavarlar

57 total views, no views today

25 Nisan 2011 Pazartesi, 09:38

ÇOCUKLARLA ANLAŞMAK ZOR DEĞİL

Bıktım bu çocuktan!” “Çocuk mu! Allah korusun!”,“Küçük canavarlar bunlar!” Bu ve benzeri yakınmaları çevrenizden sık sık duymuşsunuzdur. Çocuklarla anlaşmak nedense bazılarına çok zor gelir. Kanımca, onlar “Sabırla koruk, helva olurmuş.” atasözünün içeriğini önemsememişler.

Çocukluk nedir bilir misiniz ? Öyküdeki gibidir.

İki kişi iddiaya girmişler. Biri, “Ben çocuk olsam bakamazsınız.” Diğeri, “Ben sabırlıyım, bakarım” demiş. Biri çocuk olmuş. Diğeri de onun bakıcısı. Çocuk olan başlamış ağlamaya.. Sormuş öteki,  “Ne var?” “Süt istiyorum.” demiş. Tamam. Kolay. Getirmiş. Al sana süt.  İçmemiş. Çocuk olan biraz sonra yine ağlamaya başlamış. Bu sefer de “Bal isterim,” diye tutturmuş. İddialı bakıcı olan kişi getirmiş balı. Çocuk olan yememiş. Bir süre sonra yine ağlamış. “Yine ne var ?” diye sormuş bakıcısı. “Sütle, balı karıştırın öyle içeceğim,” demiş. Karıştırmış bakıcı olanı. İçmemiş öteki.  Biraz sonra yine ağlamış çocuk olan. Bakıcısı sinirlenerek sormuş. “Yine ne var?” Çocuk olan, “sütle balı ayırın, öyle içeceğim” demiş. Bakıcının sinirden ne hale geldiğini ve iddiayı kaybettiğini söylememe gerek yok.

Çocukluk işte budur. Çocuk eğitiminin başında her şeyden önce sabır gelir.

Çocukları spor, halk oyunları,  tiyatro, kitap okuma, resim,  müzik gibi alanlara yönlendirmezseniz,  bitmek tükenmez enerjilerini nerede harcayacaklar ? Onlara uygun oyun alanları da olmadığı için, sokak aralarında arkadaşlarıyla bağıra-çağıra oyun oynarken elbette. Çocukların gürültüsünden bıkanların söyledikleri bir söz vardır. “Çocuklar görülmeli,  ancak duyulmamalı”.

Torunları bir süre kalmak için yanlarına gelen dede ve nineler, çok sevinirlermiş. Ama torunları gittiklerinde daha çok sevinirlermiş. Torunlarıyla anlaşmakta zorlanan dede ve nineler için söylenmiş olsa gerek bu söz. İki torunu olan bir dede olarak onlarla birlikte olmak o kadar güzel ki. Çocuklarla anlaşmak için, onlarla  konuşurken, kendimizin de bir zamanlar “çocuk olduğumuzu unutmamamız, o günleri hatırlamamız” yeterli olur.

Anlaşmak, karşılıklı eşit şartlarda, görüşmekle başlar. Ama göz göze, diz dize. Sizler yetişkin olarak çocuklara yukarıdan bakarsanız, onlar üzerinde olumsuz bir egemenlik kurmak istediğiniz kanısına varırlar. Ama çömelerek onlarla – göz hizasında – konuşmayı hiç denediniz mi? Çoğumuz bunu yapmayız. Onlarla yukarıdan bakarak konuşuruz. Oysa anlaşmak için ilk şart budur.  Bir deneyin. Hem sizin hem de miniklerin çok hoşuna gidecek. Çocukların birbirleriyle nasıl anlaştıklarına dikkat ettiniz mi ? Anlaşmak için bizler de onlar gibi olsak, ne olur?

Bir misafirlikte bir kişi bizden daha yüksek bir yerde oturarak bizimle konuşsa, ne hissedersiniz? Hele hele, çocuklarla iletişim kurarken, onlara sırtımızı dönerek konuşmamızın, ne derece yanlış olduğunu hiç düşündünüz mü? Onları “adam yerine koymadığınızı” gösterirsiniz. Oysa  çocuklar her şeyi gayet iyi anlar.

Çocuklarla anlaşmak isterseniz, ikinci kuralı unutmayınız. “Çocuklara yetişkin muamelesi yapınız ama onlardan çocukça davranışlar bekleyiniz” Çocuklarla konuşmak için öncelikle – ortak ilgi alanlarını bulunuz – ve sözü fazla uzatmadan, onlara öncelik vererek, sizinle iletişim kurmasını sağlayınız. Kullandığınız dil, seçtiğiniz kelimeler onların seviyelerine uygun olmalıdır. Beden dilini de kullanmayı unutmamalısınız. Sıkıldıklarını hissettiğinizde de, onlarla oyun oynama seanslarına geçiniz. Ama bir şartla, çoğunlukla oyunda yenilmesini bileceksiniz”. Ama hissettirmeden. Yoksa iletişim bir süre sonra kopar.

Dedeler ve ninelerin,  torunlarıyla çok iyi anlaşmalarının, her iki tarafın da birbirlerini çok sevmelerinin nedenini hiç merak ettiniz mi? Bir dede olarak söyleyeyim. “Her ikisi de aynı yaşta olurlarmış da ondan”. Boşuna dememişler. “İnsanlar yaşlandıkça, çocuklaşırlar.” diye.

Dede ve nineler torunlarının ilgi alanlarını, sabırla ön plana çıkardıkları için, her ikisinin de ortak ilgi alanları olur.  Evlatlar, anne-babalar için “kabuklu ceviz” imiş. Torunlar da “ceviz içi” imiş. Neden acaba ? Nineler ve dedeler torunlarını  evlatlarına göre neden daha çok severler dersiniz ?  Evlatları “ana para”ya,  torunları da, ana paranın  “faizi”ne benzetenler de var. “Faizler” daha mı tatlı olur dersiniz ?

Karşı evde yaşayan, çok atak, yerinde duramayan, önüne geleni yumruklayan, anne ve babasına bile “İllallah” dedirten, “süper aktif” olduğunu duyduğum, okul öncesi çağda bir çocukla karşılaştım. “Çocuk gelişimi ve eğitimi” almış bir öğretmen olarak, onunla göz hizasına gelerek konuşmak için diz çöktüğümde, daha “merhaba” demeden, aniden bir yumruk attı. Gülümsüyordu. Üzüldüğümü, neden yaptığını sordum. Konuşmadı. Onunla arkadaş olmak istediğimi söyleyip ayrıldım.

Ertesi gün, ona yine, bu kez yumruk mesafesi dışında, gülümseyerek “merhaba “ dedim. Durdu. Şaşkındı. Ona kızmadığımı görünce, bakıştık. Başını okşadım. Göz göze geldik. Dün yaptığının doğru olmadığını, çok üzüldüğümü söyledim. Babasının yanında, “özür dilerim” dedi. O günden beri sıkı dost olduk.

Kendinizi sevdirmek için uğraşmayınız.

Davranışlarınızla sizi sever çocuklar. Onları sevdiğinizi söyleyin yeter.

Okul öncesi çağdaki çocukların eğitiminde, çevreyle daha iyi uyum sağlamaları, ev ortamının dışında, paylaşmayı ve arkadaşlığı öğrenmeleri ve el becerilerinin de geliştirilmesi için, “ana sınıfları”na veya kreşlere gönderilmelerinin önemini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Çocuk sosyal çevrede arkadaş edinmeyi, oyuncak ve eşyalarını paylaşmayı, insanlarla iletişim kurmayı, karşısındakilere, nasıl davranacağını, büyüklerine saygılı olmayı ve küçüklerine sevgisini vermeyi öğrenir.

Çocuklarla anlaşmak isterseniz, bir de şunu deneyin. “Kendinizi onların yerine koyun”. “Onlar gibi düşünmeye çalışın.” Göreceksiniz sizinle daha iyi anlaşacaklar. Kanımca, çocuklar  kendilerine değer verdiğinizi gösterdiğinizde, sizinle  çok daha iyi iletişim kurarlar.

Yarının büyükleri olacaklarını hatırdan çıkarmadan “Çocuk işte !” demeden, öğrenmek istedikleri konularda, size saçma sapan gelse de, saatler süren sorularını – bıkmadan, sabırla – yalan söylemeden, yanıtlamanızı öneririm. Onlara iyi örnek olarak, sevgiyle yaklaşmak kolayca anlaşmanızı sağlar.  Bir defa deneyiniz.

Sevgiyle kalın.   Saygılarımla.

Ali İhsan ÖZÇAKIR

58 total views, 1 views today

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Teması Tasarım ve Programlama: Ufuk Sarı