Son Dakika
22 Temmuz 2017 Cumartesi

Yargı Altın Devrini mi Yaşıyor?

Duymuşsunuzdur; Doğu Perinçek tarafından, Yargı’nın

435 total views, 2 views today

28 Haziran 2017 Çarşamba, 01:30

YARGI ALTIN DEVRİNİ Mİ YAŞIYOR

Duymuşsunuzdur; Doğu Perinçek tarafından, Yargı’nın son 50 yılının altın dönemini yaşadığı ifade edildi. Ve ciddi tartışmalara neden oldu bu söz. Bir avukat olarak bu konu üzerine yazmak bir zorunluluk olarak çıktı karşıma.

Yargı günümüzde altın dönemini mi yaşamaktadır; yahut can mı çekişmektedir? Ve yargının altın dönemini yaşaması neyi gerektirir? Bu soruları yanıtlayalım şimdi…

Yargı şu an can çekişmektedir kanımca. Diğer bir deyişle bitik durumdadır!

Yargıçların kendilerini bağımsız hissetmediği hatta ciddi bir şekilde baskı altında hissettiği koşullardan geçmekteyiz. Diğer yandan hukukun temel ilkelerinden olan masumiyet karinesinin hiçe sayıldığını bizzat yaşayarak gözlemekteyiz. Biliyor musunuz; insanlar aleyhlerinde hiçbir delil olmaksızın ve sadece bir ihbar üzerine (üstelik isimsiz ihbar) günlerce gözaltında tutulabiliyorlar. Tutuklama koruma tedbiri ise daha önceki dönemlerde olduğu gibi (hiçbir değişiklik yok) bir ceza gibi hoyratça uygulanmaya devam ediyor insanlar üzerinde. Şu da açıktır ki, sulh ceza hakimlikleri siyasi iktidarın kılıcı işlevi görmeye devam ediyor hala. Ya savunma hakkı? Savunma hakkının etkin olmadığı bir ülkede yargıya olumlu puan verilebilir mi? Biliyoruz ki insanlar, OHAL KHK’ları ile savunmalarına bile başvurma gereği duyulmadan mesleklerinden ihraç ediliyorlar.

Bir ülkede Yargının “altın dönemini” yaşaması için, başka şeylerin yanı sıra, kuvvetler ayrılığı sistemi temelinde yargının bağımsız olması ve Anayasa’nın üstünlüğü prensibinin eksiksiz uygulanması zorunludur.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin rafa kaldırıldığı, yargının siyasi iktidara bağımlı kılındığı bir tabloyu hepimiz görüyor ve yaşıyoruz herhalde. Diğer yandan, Anayasanın üstünlüğü ilkesinin temel gözeticisi olan Anayasa Mahkemesinin, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin denetimini yapmadığını ve dolayısıyla siyasi iktidara keyfi şekilde ve sınırsızca, istediği konuda OHAL KHK’sı çıkarma yetkisini tanıdığını hepimiz biliyoruz. Düşünebiliyor musunuz; siyasi iktidar, bugün hiçbir denetime tabi olmadan, istediği konuda OHAL KHK’sı ile düzenleme yapabilmektedir. Arzu etse, OHAL KHK’sı ile Anayasa Mahkemesini bile kaldırabilecektir. Anayasa’nın bu denli korumasız kaldığı, Hukuk Devletinin olmazsa olmazlarından olan Anayasa Mahkemesinin OHAL KHK’larını denetimsiz bıraktığı (üstelik eski içtihatlarını hiçe sayarak) koşullarda, Yargının durumunun iyi olduğundan asla bahsedemeyiz.

16 nisan Anayasa değişikliği referandumunda, yüksek yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulunun mühürsüz oylar hakkında verdiği karar karşımızda dururken yargının altın dönemini yaşadığı ifadesi gülünç kaçmaz mı? Yüksek bir yargı organı olan YSK, kanunun açık ve emredici hükmünü açıkça ihlal ediyorsa, Yargı iflas etmiştir demek gerekmez mi?

Hakimlik-savcılık yazılı sınavının kaldırıldığı, başka deyişle liyakatın geçmişte olduğu gibi terk edildiği, daha düşük puan alan kişilerin, hatta bizzat siyasi iktidar mensuplarının savcı ve yargıç yapıldığı koşulları tüm acımasızlığıyla yaşamaktayız. Fetöcülerden boşalan kadrolara başka cemaatlerin mensuplarının yerleştirildiğini duyuyoruz ve biliyoruz. Hal böyle iken, yargı bu denli siyasi iktidarın arka bahçesi haline gelirken, Yargı’da işlerin iyiye gittiğini hangi hukuki saikle açıklayabiliriz?

Özetle, siyasi iktidarın istemediği bir kararın çıkma ihtimalinin imkansız hale geldiği ve yargının büsbütün siyasi iktidarın arka bahçesine dönüştüğü ve geçmişteki hukuksuz uygulamaların hız kesmeden devam ettiği koşullarda Yargının içler acısı halinin aynen hatta artarak devam ettiği düşüncesindeyim.

436 total views, 3 views today

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Teması Tasarım ve Programlama: Ufuk Sarı