Son Dakika
27 Ağustos 2016 Cumartesi

17 Nisan 2013 Çarşamba, 02:16
admin
admin varlik17@gmail.com Tüm Yazılar

Köy Enstitülerini Kim Kapatmış?

KÖY ENSTİTÜLERİNİ KİM KAPATMIŞ?

2011 Yılı İzmir Kitap Fuarında, Cumhuriyet Kitap eki hazırlayıcısı Turhan Günay bir oturumda: “Köy Enstitülerini kendi doğrultusunda militan yetiştiremediği için İsmet İnönü, yani  CHP yönetimi kapatmıştır” anlamında bir söz söyleyince salondan itiraz sesleri yükseldi. Gerçekten Anadolu kurtuluşunun, Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin sigesi olan Köy Enstitülerini kim kapattı?

Zeki Sarıhan arkadaş bir yazısında şöyle açıklıyor.”Epey zaman önce internette dolaşmış bir metin, son günlerde yeniden dolaşıma sokuldu. Bu yazı, Köy Enstitülerini Vanlı toprak ağası ve aşiret reisi Kinyas Kartal’ın kapattırdığını ileri sürüyor.

Kartal bir sürpriz yapıyor. Enstitülerin komünist oldukları için kapatılmadığını ileri sürüyor. Sovyet döneminde Rus askeri okulundan mezun olduğu için komünizmin ne olduğunu bildiğini de söyleyince sözleri inandırıcılık kazanıyor. Olay şöyle olmuş: Kinyas Kartal’ın 200 köyü varmış. Bunlardan ikisine atanan Köy Enstitüsü mezunu öğretmenler nedeniyle köylüler artık şehirde oturan Kinyas Ağa’nın adamlarına başvurmaz olmuşlar. Bu köylerin hepsine birer enstitü mezunu öğretmen atanırsa ağalığını tehlikede gören Kartal, 1950’de Doğulu toprak ağalarıyla birlik olmuş, Eskişehirli toprak ağası Emin Sazak’ı da yanlarına alarak Menderes’ten enstitüleri kapatmamasını istemişler, aksi halde kendisini desteklemeyeceklerini bildirmişler. Menderes de enstitüleri kapatmış.

Kinyas Kartal (çok sonraları olacak) bu bilgiyi gazeteci Sabri Kırlı’ya söylemiş. O da Enstitüsü mezunlarından Dursun Kut’a anlatmış. Kut, 1996’da Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir yazıda bilgileri doğru kabul ederek olayı nakletmiş. Buradan da Mustafa Aydoğan’ın Köy Eğitim Sistemleri ve Köy Enstitüleri adlı kitabına koymuş. Gazeteden veya kitaptan bu olayı internete taşıyanlar metin üzerinde epey değişiklikler de yapmışlar. Kulaktan kulağa aktarılan telsiz telefonların uğradığı sonuca benzer bir durumla karşılaşıyoruz.

Kinyas Kartal sağ olmadığına göre, olayın aslını öğrenmemiz mümkün değil. Ancak Köy Enstitülerini Kinyas Kartal’ın veya toprak ağalarının kapattırmadığını biliyoruz. Yazıda bunu ele veren birçok olgu var.

Köy Enstitülerinin adı 1954’te İlköğretmen Okullarına çevrildiği halde, onların köy enstitüsü olmaktan çıkarılması 1946’dır. Daha 1945’te Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü müdürü olan M. Rauf İnan görevden alınmış, bunu diğer enstitü müdürlerinin, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un görevden alınması izlemiştir. Enstitüler sisteminin başında olan Hasan Ali Yücel, 1946’daki hükümet değişikliğinde dışarıda bırakılmış, yerine Şemsettin Sirer bakan yapılmıştır.

1946-1950 döneminde enstitülerin ve enstitü mezunlarının başına gelmeyen kalmamıştır. Yüksek Köy Enstitüsü kapatılmış, enstitü mezunları askerde yedek subay olacakken çavuş çıkarılmışlar, bir kısmının arkasına adam takılmıştır. CHP’li Meclis Başkanı Kâzım Karabekir’in Hasanoğlan’a teftiş için giderek öğrencileri nasıl sorguya çektiği hatırlardadır.

Yani Köy Enstitüleri sistemine karşıya alan ve onlar üzerinde cadı kazanı kaynatan DP değil, CHP’dir.1940’ta İnönü’nün cumhurbaşkanlığı, Refik Saydam’ın başbakanlığı döneminde açılan ve daha sonra 1946’ye kadar Şükrü Saraçoğlu’nun başbakanlığı döneminde de korunan Köy Enstitüleri, niçin kapatılmıştır?

Bunun tek nedeni Köy Enstitülerinde bazı sosyalist öğretmenlerin görev almaları ve enstitülerde solcu öğrenciler yetişmiş olmasıdır. O dönemde suçlama olarak hümanist, solcu, sosyalist gibi kavramlar yerine siyaset sözlüğünde tek bir sözcük geçerli idi: Komünistlik! Bu sözcük, hem din ve milliyet gibi kavramlara karşıtlığı, hem de servetlerin bölüşülmesi anlamında kullanılıyor ve millet bu kavramla korkutularak iktidarın ceberut uygulamaları haklı çıkarılmaya çalışılıyordu. Her yerde komünist parmağı aranıyordu. Hasanoğlan’daki açık hava tiyatrosunun uçaktan çekilmiş resminde bile orak çekiç görünüyordu. Böylece enstitülerin solcu kadroları Sovyet casusu durumuna düşürülüyordu. Düziçi Köy Enstitüsü’nde tuvalete orak çekiş çizilerek bu okulda komünist avı yapılacaktı.

Enstitülerin “komünist” öğrenci yetiştirdiği bir abartma idi ama tamamen asılsız da sayılmazdı. O dönemde Türkiye’de aydınlar arasında iki ideoloji etkili durumdaydı. Turancılık ve sosyalizm. Turancılığın daha çok kentlerdeki yüksek öğrenim kurumlarında, sosyalizm ise Anadolu bozkırında filizlenmesi anlamlıdır. Sosyalizmi öğrenmeye meraklı öğrencilere örnek olarak Fakir Baykurt’un Köy Enstitülü Delikanlı kitabı güçlü bir tanıktır. Elleri kalem tutmaya başlayan enstitülü öğrenciler, köylülerin neden bu kadar geri, sahipsiz bırakıldıklarını sorguluyorlardı. İktidar çoktan vazgeçmişti ama onlar bir bakıma 1920 halkçılığının varisleriydiler. 1922’de Türkiye Muallime ve Muallim Cemiyetleri Birliği’nin öğretmenlere yayımladığı bildirideki toplumsal devrim hedeflerine bağlıydılar. Yeni mezunlar, Mahmut Makal örneğinde görüldüğü gibi köylülerin acıklı durumunu anlatan köy notları yazıyorlardı. Onların tanıklığı DP’nin değil, CHP kodamanlarının tepkisini çekiyordu. Bu nedenledir ki CHP iktidarının cezalandırdığı Mahmut Makal’ı yeni cumhurbaşkanı olan Celal Bayar, Çankaya’da konuk ederek ödüllendiriyordu. Çünkü DP de CHP’nin köylüyü ezdiği iddiasıyla iktidar olmuştu ve 1950’den önce solcularla kısmi bir yakınlaşma da yaşamıştı. İktidar yanlıları DP’yi de komünistlikle suçluyordu.

Durum bu kadar açıkken, bazıları köy enstitülerini neden DP’nin kapattığını ileri sürüyorlar? Bunun nedeni, o tarihten beri mensup oldukları CHP’yi ve İsmet İnönü’yü bu kötü işten arındırma güdüsüdür. İşi toprak ağalarının üstüne atarak kendi kendilerini rahatlatmaktadırlar. İsmet İnönü’ye karşı vefa borçları da vardır: Çünkü onun zamanında okuyup ekmek sahibi olabilmişlerdir. Eğer Köy Enstitüleri gibi yatılı okullar açılmamış olsaydı, ilkokulu bitirebildikleri köylerde birer çiftçi olarak kalacaklar, ya da köylerden kentlere akının başladığı 1950 sonrasında kentlerin varoşlarına yığılacaklardı.

Ancak, tarihsel gerçekler böyle öznel durumlarla değiştirilemez. Evet Köy Enstitüleri, 1940’ta köye devletçi kapitalizmi ve tek parti döneminin siyasal ideolojisini sokmak için kurulmuşlardır. Ancak enstitülerde filizlenmeye başlayan sosyalizan akımlardan ürkerek “Biz enstitüleri bunun için kurmamıştık” diyerek kapatma yoluna gitmişlerdir. Bu durum şu gerçeği de doğruluyor: Eğitimi biçimlendiren siyasi iktidardır. Bir eğitim sisteminin arkasında siyasi iktidar yoksa o, varlığını uzun süre devam ettiremez. Bu nedenle Türkiye’ye özgü bir eğitim uygulaması olan Köy Enstitüleri, ancak 6 yıl sürebilmiştir. Bugün köy enstitülerinin yeniden açılabileceğini savunanlar ise orada yetişmiş de olsalar, onu birer tarım ve iş okulu olarak anlayanlardır.”

İş içinde iş, iş içinde eğitim yapan, yaparak ve yaşayarak, uygulamalı, ezbercilikten ırak, düşünen, sorgulayan insanlar yetiştiren Köy Enstitüleri ne yazık ki bencil, kısır, çıkar hesapları yoluna kurban edilmiştir. Bugünün karanlığına ağıt yakanlar, karanlığın gerçek nedenlerini de unutmamalıdır.

Yorum

  1. sebahattin

    02/20/2015 at 17:05

    “2. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru 1945 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin’in Türkiye’den Kars, Artvin ve Ardahan’ı ve Boğazlarda askeri üs istemesi üzerine, Milli Şef de ABD’den askeri destek istemişti. Bu desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiye’de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve “5 yıllık kalkınma planları” ve “Köy Enstitüleri” leri gibi Sovyet sistemine benzer uygulamaların kaldırılmasını talep etti.

    Dünyanın en büyük katili Stalin’in tehditleri ciddi boyutlara ulaşınca Truman Doktrini hayata geçirilerek önce imam hatipler ve kuran kursları aniden açılacaktı ve akabinde Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne öğrenci alımını yasaklanacaktı (1946). Bu arada gizli eller Doğu da ağaların üzerinden siyaset yürütüp köy enstitülerinin komünist yetiştirdiğini yayarak hükumete baskı oluşturunca da ne yazık ki köy enstitülerine öğretmen yetiştiren Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü 27 Kasım 1947 de kapatılacak ve Anadolu’daki 21 köy enstitüsü işlevsiz hale getirilecekti…
    5 Ağustos 1946’da İsmet Paşa, Hasan Ali Yücel’ in yerine Milli Eğitim Bakanlığı’na Reşat Şemsettin Sirer’i getirir. Gerici bir kafaya sahip vizyonsuz Sirer, meşhur Truman Doktrini gereği bakanlığa gelir gelmez İmam Hatip ve Kur’an kurslarını ivedilikle açar, Truman’a göre; Komünizm’in panzehri İslam’dır ve Türkiye’nin Komünizm’e kaymaması için de Siyasal İslam şiddetle desteklenmelidir. Aynı Şemsettin Sirer, Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü de kapattıktan sonra misyonunu tamamlamış, son yıllarında da dini eğitim üstüne kitaplar yazmıştır…

    1952’de Anadolu’da ki Köy Enstitülerinin müfredatı lise müfredatına yükseltilip, 1954’te o zamanın ihtiyaçları göz önünde bulundurulup Öğretmen Okuluna ”ilkokul öğretmeni” yetiştirmek için dönüştürülmüştür. Bu 21 okuldan bir tanesinin binası da ABD büyükelçiliğine tahsis edilmiştir. Gerçekte, Cumhuriyetin büyük bir aydınlanma Projesi’ydi, ama Stalin’den korkan İnönü, ABD’ye yanaşınca bu güzelim projeyi de çöpe atmak zorunda kalıyordu.

    Günümüzde yediğimiz sebzelerin tohumunu bile İsrail’den, Brezilya’dan Ukrayna’dan ithal ettiğimiz düşünüldüğünde geleceğin yine tarımdan geçtiğini kabul etmeli ve bu güzide projeyi güncelleyerek geri getirmeliyiz…”
    Türkiye Net

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz