02 Ekim 2014 Perşembe
Aydın Yerel
Aydın Yerel

Aydın Yerel
  • Serdar Ortaç’a Yoğun İlgi
    Serdar Ortaç’a Yoğun İlgi
  • Ganalı Mami, Türk Kızı İle Evlendi
    Ganalı Mami, Türk Kızı İle Evlendi
  • Cicişler Ege’de kutlama turunda
    Cicişler Ege’de kutlama turunda
  • Twitter’ı artık kullanmayacak!
    Twitter’ı artık kullanmayacak!
  • En güzel manken, Kuşadası’nda seçildi
    En güzel manken, Kuşadası’nda seçildi
  • Tuğba Özay ve Nez, Su Parkında
    Tuğba Özay ve Nez, Su Parkında
  • Rihanna İstanbul’u Salladı!
    Rihanna İstanbul’u Salladı!
  • Nihat Doğan’ın Şok Eden Sözler
    Nihat Doğan’ın Şok Eden Sözler
  • At Şampuanı Salgını Türkiye’de
    At Şampuanı Salgını Türkiye’de
  • Ben iki ülkeyi de temsil ediyorum
    Ben iki ülkeyi de temsil ediyorum
Kültüre Yolculuk
Kültüre Yolculuk
Bektaşinin biri bir köye giderken köyün girişindeki mezar taşlarını bakmış. Kiminin üstünde otuz üç gün...
7 Ocak 2013 03:30
Font1 Font2 Font3 Font4
Aydın Yerel

Etem Oruç: Kültüre Yolculuk

4. Karacasu “Afrodisyas Sanat” Edebiyat Günleri etkinliklerine katılmak için Nazilli’den yola çıktığımda güneş, ışıklı tığlarıyla bulutların içinde mekik dokuyordu. Bulutların ardından fırlayan altın oklar yeşili daha yeşil, kırmızıyı daha kırmızı yapıyordu. Yol kenarındaki portakal ağaçlarını, yeşilin onlarca tonunu izleyerek Denizli yolundan Karacasu’ya dönünce nar bahçesinde nar toplayan allı pullu giysili köylü kadınlarla yüzyüze geldik. “Allah kuvvet versin!” der demez orta yaşlı bir teyze, en irisinden iki hicaz narını bize uzatarak, “ Sağ olun yavrularım” dedi. Bizi bir daha görmeyeceğini bile bile… Karşılıksız bir sevda türküsü söylercesine…

Hani Cahit Sıtkı Tarancı: “Ayva sarı, nar kırmızı sonbahar” demiş ya işte tam öylesi günler. Karapınar’ın güneyindeki Karıncalı Dağlara bir gölge düşünce çam ağaçları daha koyu bir yeşile büründü. Ardından da bir sis sardı ki dağlara gizemli, büyülü bir ortam oluşuverdi. Baş kaldıran efelerin sesini duyumsuyorum. Köylerden çocuk toplandığı Köy Enstitülü yılları anımsıyorum. “Dağ başlarında unutulmuş kızdınız,oğlandınız. Yazgısına küs topraklarda birer serçe kuşuydunuz”dercesine geçen günler. Sürüler halinde serçeler, okula giden çocuklar denli cıvıltılı, geceledikleri ormandan ekin tarlalarına uçuyorlar.

Yenice kasabasından Boyasın’a doğru giderken doğa birbiriyle öylesine bütünleşmiş ki asmalar, zetin, incir ağaçarı koyun koyuna, çamlar, kavaklar dik başlı yörük beyleri. Narlar çatlamış, üzümler dallardan kehribar gibi sarkıyor. Daha sahipleri gelmeden arılar, kuşlar meyvelerden doyasıya tadıyorlar. Tam Karacasuya yaklaşırken yüzyıllara tanıklık yapan bir ceviz ağacından bir ses duyar gibi oluyorum. “Yer misin amca!” çevreye bakınıyorum, kimseler yok görünürde. Kargalar, cevizleri daldan aşağıya atark ceviz oynuyorlar.

Eskimiş, ninem kokan, dedem kokan Karacasu evleri, yüreğe dökülen bir yangın lekesi… Beni gizleyen, sevgiliyi gözleyen delikli güneşliklerden bakan gizlerle yoğrulmuş ıpıslak bir göz sanki. Yalnızlığın buruk acısında ara sokaklara dağılan kırık ezgiler… Ve yaşamın yelesinde yepyeni bir güne uçmaya hazırlnan güvercinler. Bir keder müziğnin kuyruğuna takılıp kalmış, gözlerimden doludizgin geçen kimi kimsesi kalmayan yaşlı bir ana. Acısı nice evin içinde yürekleri sızlatan ince bir sızı…

2012 4. Karacasu “Afrodisyas Sanat” edebiyat günleri 11, 12, 13 Ekim günleri. Ben sadece 12 Ekim günü olan etkinliğe katılabiliyorum. Edebiyatın kendi coğrafyasına yolculuğu, Dağlarca Buluşması adı verilen etkinliğe. 11 Ekimde Afrodisyas Sanat Yönetmeni A. Zeki Muslu, Karacasu Geliştirme ve Eğitim Vakfı başkanı Prof. Dr. Ali Küpelioğlu, Karacasu Belediye başkanı Mustafa Büyükyapıcı’nın açılış konuşmasıyla başlamış, Muzaffer İzgü, Zehra Ünüvar, Gülsüm Cengiz, Oğuz Tümbaş ve Metin Turan’la devam etmiş.

12 Ekim Cuma günü olan etkinlik Memnune İnci Meslek Yüksek okulu Salonunda Zehra Ünüvar’ın güzel sunumuyla başladı. Prof. Dr. Şadan Gökovalı rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı için Tahsin Şimşek’in “Zamanın Belleğindeki Karacasu” sunumuyla renklendi. Karacasu’nun tarihini, gelenek, göreneklerini, testisini, toprağını, fıkralarını o denli güzel anlattı ki bir aşk şiiri sunarcasına nefes almadan dinledik. Şair Gülsüm Cengiz’in, Timuçin özyürekli’nin okuduğu şiirler ve Yunus Yaşar’ın, şair şiirini anlatıyor sunumu harikaydı.

Ve Tahsin Şimşek arkadaşımın yönderliğinde yapılan Afrodisias Müze ve Ören yer gezisi… Ben onlarca defa gezdim Afrodisias’ı ama bu toprağın çocuğu, buraların şairi Tahsin Şimşek’le gezmenin tadını hiçbir zaman bulamadım. O anlatırken sanki ağzıma bir içiboş tatlısı atmışım da mis kokusu, tadı yayılıyor gibime geliyor. O müzedeki heykeller birer harika. İnanın bunları görmeden ölürse insan gözleri açık gider. Kazıyı yapan Prof. Dr. Kenan Erim’im ışıklar içinde yatsın. Hani “öyle şeyler vardır ki sözcüklerle anlatılamaz ancak yaşanır” derler ya Afrodisias da böylesi bir yer. Neyleyeyim ben var olduğu söylenen Hurileri, mermerden yontulmuş Afroditler tombul memeleriyle o denli canlı ki insanın orada kalası geliyor.Müzeden iki saatte zor çıkıyorsun.

Ören yerleri bir başka güzel, tiyatrolar, agoralar, felsefe okulu… Düşünebiliyor musun günümüzden yüzlerce yıl önce bu topraklarda felsefe okulları var. İnsanlar düşünmeyi, sorgulayıp yargılamayı öğreniyorlar, Yüce Atatürk’ün Laik, Türkiye Cumhuriyeti’nde felsefe ya seçmeli ya da hiç okutulmuyor.Egemen çevreler düşünen, sorgulayan insanlardan ne denli korkuyorlar. Ören yerleri gezerken hep bu düşünceler dolaştı usumda.

“Karacasulu yazarın Karacasu’ya sözü var” bu başlıkla başladı öğleden sonraki etkinlik. Şükran Yücel, Ahmet Günbaş, Metin Turan ve Özgen Acar’ın görkemli sunumlarıyla devam etti. Karacasulu ya da Karacasu’ya yakın olup da bu etkinliğe katılamayanlar adına üzüldüm. Böylesi güzellikler her zaman bir araya gelmiyor. Yazar dostlardan öylesi güzel şeyler öğrendim ki… Karacasu’dan yola çıkarken içimde bir huzur, gözlerimde ışık vardı.

Metin Turan’la Nazilli’ye yaklaşırken bir bektaşi fıkrası geldi usuma. Bektaşinin biri bir köye giderken köyün girişindeki mezar taşlarını bakmış. Kiminin üstünde otuz üç gün yaşadı, kiminde kırk beş gün, kiminde de seksen altı gün yaşadı yazıyormuş. Kendi kendine bu köyün insanları doğru dürüs yaşamıyorlar herhalde diye düşünmüş. Köye girdiğinde de köyün bilgesine bunun nedenini sormuş. Bilge kişi: “Bizim köyümüzde bir gelenek vardır. Bir çocuk doğunca beline bir torba bağlarız. O kişi mutlu olduğu her gün için bu torbaya bir taş atar. Mutsuz geçen günleri yaşanmış saymayız. Ölünce de belindeki tobayı açıp sayarız. Kaç taş varsa onu da mezar taşna yazarız” deyince Bektaşi, desenize ben burada ölsem hiç yaşamamış yazacaksınız, der.

Bu fıkrayı anlattıktan sonra Metin Turan’a dönerek. “Ben bugün iki taş attım. Bir etkinlik için biri de sizi tanıdığım için” deyince gülüşüyoruz. O da:”Karacasu’ya gelmekten öyle kıvançlıyım ki ben de iki taş atıyorum torbama.

Kültürünü sahip çıkmayan ulusların coğrafi sınırlarını düşmanları çiziyor. Teşekkürler Karacasu Belediye başkanı, teşekkürler Karacasu Geliştirme ve Eğitim Vakfı Başkanı, teşekkürler böylesi güzel işlere omuz veren sevda kokulu yoldaşlar..



Kültüre Yolculuk Yazısına 3 Yorum Yapıldı

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ


sekiz − = 5

Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa

© Copyright 2012 Tüm Hakları Saklıdır... Bu site webabi.net te host edilmektedir.